fotoğraf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fotoğraf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Nisan 2013 Salı

Uçtum!

Uçarken o kadar rahatsızdı ki, flip flop terliklerinin ayağından çıkacağından korkuyordu. "Eeeeh!" diyerek ayağından sıpıttı insanların üzerine denk getirmemeye çalışarak. Terliğin sağ teki Karaköy'deki bi' balıkçının pek de dolu sayılmayan kovasının içine düştü. Fakat o bunu farketmedi, yandaki balıkçıyla sohbet halindeydi. Balıklar için durum aynı değildi. Biri kafasına aldığı darbe ile kendini köpekbalığı sanmış olmalı ki, diğerinin kuyruğunu ısırdı. Diğeri can havliyle kovadan sıçrayıp kovanın 20cm sağına düştü ve orada zıplama teşebbüslerinde bulundu. Sohbeti bitiren balıkçı görmüş olmalı ki onu tekrar kendini köpekbalığı sanan balığın yanına attı. Falaan, filan....
Gelelim terliğin sol tekineeee : o yolun ortasına düştü ve düştüğünü gören kimseler olmadı. Önce üzerinden bir taksi, sonra halk otobüsü geçti. Yolun kenarında insanların ayaklarının altında itile itile akşam temizliğine çıkan   pos bıyıklı bi' çöpçü tarafından çöp kamyonuna atılarak ebedi yolculuğuna uğurlandı.
O ise artık daha rahat uçtuğu için mutluydu, çok mutluydu! Tık!


16 Aralık 2012 Pazar

Gargamel mi o?

                             
                                      Gargamel ayarı veriyordu: Öğlen oldu, daha uyuyacak mısın? {Yazar burada instagram'ını konuşturuyor.} Tık!

6 Aralık 2012 Perşembe

Soğuğa Dayanamayan Külkedisi

"Cıbıl cıbıl da gezmedim ama neden hasta oldum ben şimdi yine?" diye söyleniyordu ki aklına sildiği yerler kurusun diye ne kadar pencere varsa hepsini açtığı geldi. Bu durumda sıklıkla kullandığı "Külkedisi'nden hallice..." lafının geçerliliği kalmıyordu. 
Ayrıca bunu ne zaman dinlese, keyiften küt diye yere düşüyordu, evet!

29 Temmuz 2012 Pazar

İyelik Eklerim

                                                                              Tık!

5 Nisan 2012 Perşembe

Eurekaaa!

Ne aradığını bildiği zamanlarda hissettiği o kararlılık saygı duyulur boyutlardaydı. Aslında o gün aradığı yukarıdaki değildi. Gözüne ilişmesiyle sessizce attı "Eureka!" çığlığını ve başının üzerinde pembe bi' ampul yandığından çok emindi. Usulca elini başının üzerinde gezdirdi ve "lüzumsuz yanmasın şimdi" dedi. O gün aklı bi'kaç metre havadaydı; diş hekimi koltuğunda duyduğu acıyı en az 50 sene unutamayacağını düşünüyordu. Anestezi falan kâr etmemişti sanki. "Canım dişlerim!" dedi. Klipslerini kontrol bile etmeden aldı. Tabii ki bozuk olduğunu evde anlayacaktı. 
"Sarı nazar boncuğu!" konusunda acayip güvendiği bi' kaynaktan sağlam bi' duyum almıştı: Rivayete göre ... Neyse orası bana kalsın dedi. İnanacak bi' nesne edinmişti kendine, mutluydu. Buzdolabına süzülerek bi' kutu Nesquik aldı ve kolundakine bakarak azar azar yudumladı. "Ah şu huzur! Bi'şeye değişmem!" dedi ve dinledi: Tık!

31 Mart 2012 Cumartesi

Baby Girl

1982 Anayasasıyla yaşıt olan kahramanımızın çocukluğuna inecek olursak karşımıza en fazla çıkacak durumlar şunlar olabilir:
1. Çikolata canavarı olarak, anne ve babadan izinsiz, hatta sandalye üzerine 3 yastık koyup buzdolabı üzerindeki çikolataları bi' oturuşta yemesi ve alerjiden 3-4 gün kaşınmasına sıkça rastlayabiliriz.
2. Kırmızı ve siyah rugan ayakkabılara dayanamaması...
3. Televizyonda Kenan Evren'i görünme korkudan çığlığı basması...-Kaldı ki annem bahçeden eve girmem için gökyüzünü göstererek "Kenan Evren geçiyor uçağıyla" diyordu, hala hatırlıyorum.-
4. Patlıcan yemeğini annesine inanarak"çikolatalı yemek diye" sindirmesi...
5. 4 emzikle uyuması...
6. Bando takımı dışında davulu ve davulcuyu tek görünce korkması...
7. Kamyonların çıkardığı "tısssss" sesinden de korkması...
8."Negzelmiş dondurma!" diyerek sadece külah yemesi ki bu hala aile içinde alaylara konu olmaktadır.[Bademcik meselesi]
9. Büyüyünce balerin olmak istemesi...
10. Nerede fotoğraf makinası görse poz vermesi...
11. Baba düşkünlüğü...{elektra karmaşası olsa gerek}
12. Babasının traş takımıyla traş olmak isteyip yanağını kesmesi... 
13. Uzun boylu otların arasında kalınca "Eyvah! Ormanda kayboldum!" diyerek korkarak koşuşturması...
14. Babasının omuzlarında gezmeye bayılması...
15. Amcasına leblebilerini "değirmen oyunuyla" bi' güzel beslemesi, bitince de şaşırıp kalması...
16. "Emel Sayın da banyo yapıyo mu anne?" diye sorması...
17. "Dediğim dedik" bi' çocuk olarak gecenin 3'ünde annesini kaldırıp ağlayarak makarna pişirtip 2 tane ağzına atıp uyuması... {Bu inatlık olayında babamı örnek aldığımı düşünüyorum.}
18. Anneannesine "yaşlı" denilmesini sindirememesi, asla kabul etmemesi...
19. Galatasaraylı dayıyı kıramayıp babası gelene dek GS'li olması, babasını görünce dayısından özür dileyip babasının boynuna sarılması...
20. "Benim niye aaabim yok!" diye ağlaması, annesinin "peki o halde dayına abi de!" demesi üzerine "ama o zaman dayıM kalmiiicak!" diye ağlaması...
21. "Niye hasta oldum ki ben!" diye içlenerek ağlaması...
22. Eve misafirliğe gelen yaşlı amcanın namaz kılarken sırtına çıkıp "dede yat, dede kalk!" oynaması...{İlk kez namaz kılan birini görmüş olmalıyım.}
23. Sevdiklerini çok kıskanması...{Bu pek değişmemiş.}
24. İlk kez gördüğü yeni doğmuş buzağıyı "kulağını ısır, senin olsun." denilmesi üzerine kulağını ısırmaya yeltenmesi...
25. Misafirliğe gidince eteği çıkarıp külotlu çorapla oynaması...{Etek sevmezdim!}
26. Oyuncaklarına isim verirken arkadaşlarına benzetip isimler koyması ...{Canlandırmacılık özelliğini kullanıyor olmalıyım.}
27. "Reşat Nuri" denilince "tiyatroya mı gidiyoruz, oleeey!" diye zıplaması. Akabinde gidilmesi....
28. Leyleklerin bebek getirmediğini bilmesi, dahası bebeğin nasıl doğduğunu bilmesi....{Anne karnına nasıl girdiği çok sonra öğrenildi sanırım.}
29. İçli bi' çocuk olarak Yıldırım Bekçi ve Yıldırım Gürses'i sevmesi...
30. Elektrik süpürgesi sesinden korkunca kucağına alan halasına kızıp, "seni bu sokaktan geçen abilere vericem!" diye çemkirmesi... 
31. Herşeyi koklayarak "İstanbul kokuyor, Kırklareli kokuyor, Tekirdağ kokuyor." demesi...
32. En çok babasının aldığı elbiseleri beğenmesi {ki hala öyledir, zevklerimiz aynı sanırım.}
33. Yaşıtlarına göre erken yürüyüp, erken konuşması... {Doktorum telefonda duyunca "hadi canıııım!" diye inanamamış. Ayını hatırlamıyorum ama erken.}
34. Boyama kitaplarına ve legolarına tapması...
35. "Kimse onunla oynamıyor." diyerek acıdığı kızla oynayıp 2 kez bitlenmesi...
36. Her kıvırcık saçlıyı "arap" sanması hatta "Anneciiim; teyzem de arap mı?" diye sorması....
37. Sütten nefret etmesi, kardeşinin dönemiyle Neaquik'le tanışıp bağımlısı olması...
38. Nerede bando görse duygulanması...{Çocukluktan kalma, askeri bölgede yetişmenin verdiği bi'şey olsa gerek, bilemedim.}
39. Bakkala gidip "emzik" alması, sonra o emziğin içini açıp içindeki renkli dalgayı çıkarmak istemesi....{Emdiğimi söylemiyorum.}
40. O 4 emzikten davulcu korkusu yüzünden vazgeçmesi? {Ramazan Davulcucu bahşiş toplamaya gelince annemin "davulcu aldı emziklerini" diyerek bıraktırması. Sormamışım bile bi' daha. Bi' kaç kez zırlayacak olmuşum yine "davulcu" diye korkutulmuşum...
41. Yakari, Voltran, Şirinler düşkünü oluşu... Clementine izleyince korkup içinin kararması...
42. Annesi sayesinde Tina Turner'ı tv'de görünce tanıması...


Efenim; uzar gider bu liste. Sonraki dönemlerde erkek kuzenler arasında kalmanın verdiği hisle, ölü fareyi kuyruğundan tutup sevmediğim tipleri korkutmalarım, taşların altında solucan arayıp bulup, tavuk-kuş besleme çabalarım ve daha nice serserilikler... Yazmaktan sıkıldım sanırım. Tık!

4 Şubat 2012 Cumartesi

31 Ocak 2012 Salı

27 Temmuz 2011 Çarşamba

"Yürürüm gecenin üstüne, salarım güneşlerimi!"

Kadıköy'den süpürgeme bindiğim gibi soluğu Tekirdağ'da aldım. Akşam saat 8 suları arkadaşlarımla buluştum. Muhabbet muhabbet derken saat 10 gibi Tarkan arkadaşımız sahnede yerini aldı. 12x optik zoomla yukarıdaki kareyi yakaladım. 
Detay:
Eski albümlerinden "İnci Tanem", "Asla", "Dön Bebeğim" gibi şarkılara hiç şaşırmadan eşlik ettiğimi farkettim. Yenilerde de fena değilim ama eheh neyse yaa valla canım hiç yazmak istemiyor. Çok güzel bi' geceydi. Tarkan gerçekten sahne adamıymış;sesi, dansları... Sevdim!
Tık! 
Tanrım; hadi bi' mucize!

25 Haziran 2011 Cumartesi

Gerekirse 40 fırın saçmalayabilirim!

Kendinden büyük adımlar atarak, hızlı hızlı çıktı merdivenleri elinde çilekli sütü! Şöyle bi' bakındı. Rüzgar boynuna dokundu, gıdıklandı. O ara saçlarını Clear for Men'le yıkadığına şükretti. Mis koku, uçuk mavi dumanlar çıkararak önce tepesinde dolandı. Sonra yavaşça uçup gitti. O, sütü son kez hüpürdetme çabasındaydı. 
Tüm bunlar olurken aklı sadece Bon Jovi konserindeydi. "O iptal olmasa bari!" dedi ve kapının arkasına dayadığı süpürgesine binerek hızla uzaklaştı. Halbuki alkollüydü çilekli sütten nasıl olduysa. -ahah çilekli sütten hamile kalmak gibi oldu- Ne alaka dimi? Bu saatte anca bu kadar! Muah!

16 Haziran 2011 Perşembe

İyi de bana ne?

Şu ara oturup iki çift ciddi konuşulmaz oldu benle; hep geyik hep boş laf... Dün Boğaz'da sakinleşiverdim. Bu sefer de ağzımı bıçak açmadı. Bi' orta noktam var evet de işte onu tutturamaz oldum bu ara. 
Ayrıca PMS'ye çare bulmalı artık şu tıp dünyası, kestirip attırıcam hormonlarımı o olacak! Hay anasını yaa... Bu PMS beni ciddi ciddi vuruyor yav. Yani çok sevdiğim birine bile katlanamaz oluyorum, benle ilgili olmayan şeyler bile batıyor. "Sana ne? Ne yaparsa yapsın?" diye kükreyesim geliyor millete ya da "bundan bana ne?" şeklinde parlayasım... Üstelik çabucak da sıkılıyorum, tıpkı şimdi olduğu gibi...
Dün 2 dişi kişi, 20 midye dolmanın altından girip üstünden çıktık. 8 tanesini ben yedim, kalanını yanımdaki midesiz... :) -Şaka be yakın arkadaşım.-
Hadi bai!
Tık!

12 Mayıs 2010 Çarşamba

Yazdım gitti!

Oih!  

Ara vere vere bi' hal oldum a dostlar! Lakin zor bi' dönemden geçiyorum sanırım; ama bi' o kadar da umursamaz bi' dönem benim için. Şöyle ki; işim şu aralar pek bi' yoğun, projeler bilmem neler derken hakikaten gündüzleri yorulur oldum. Haftasonları aktivitelerim ise yoğun bi' şekilde devam ediyor. Kendimi mümkün olduğu kadar deniz kıyısına atıyorum bunu farkettim. Havalar da ısınmaya başladı ya; ben kendimi tutamam dalarım Haziran 1'i gördüğüm gibi takvimde; "atın ölümü arpadan olsun" diye...
  • Lost'un bitmesine çok kısa bi' süre kala içimden sadece "umarım güzel bitirirler, en azından azıcık akla mantığa sığar bi' son olur" diye dualar etmekteyim. Ha tabii Lost bitince düşeceğim boşluğu da House M.D. ve yeni keşfettiğim Flash Forward'la kapamaya çalışacağım. Kısacası yedeklerim hazır şimdiden. Flash Forward'ın daha çok başındayım ama ilk bölüm fena değildi. Lost'tan karakterler de göze çarpmaktadır, bilgilerinize... Ben ne düşüneceğimi şaşırdım, izleyip kendi kararımı kendim vermek istiyorum.
  • İnci Gibi Dişler ve İnfazcı'yı eş zamanlı okuma çabamı bu ara askıya aldım. Geceleri yatmadan evvel "İnci Gibi Dişler"i okuyorum. Bi' solukta okunabilecek kadar sürükleyici değil. Şu yoğun haftaları atlatayım bitireceğim. Ah hele yaza o kadar çok okuyacağım ki; tüm kitapları aklımda sıraladım bile... :)
  • Eskisi kadar çok yemek yapıyorum, ama o bi' hevesti sanırım. Yani o kadar büyük keyif alıyordum ki yaptıklarımı paylaşmaktan, şimdi sanırım önceliklerim değişti. Farklı bi' yıl bu yıl geçen yıllara göre benim için. Alışmaya çalışıyorum. Bu arada hayatın ritmine hiç düşünmeden kendimi kaptırıveriyorum. Bol bol yürüyorum. Fotoğraf çekiyorum, resim yapıyorum. Keyifli geçiyor zamanım. Çok hızlı geçiyor hem de anlayamıyorum bile..
  • İnsanlarla anlaşamama gibi durumlarım olmuyor benim; uyumluyumdur da az görüştüklerim ve iplemediklerim var; Çok yüksek sesle ve sürekli konuşan insana karşı istemeden bi' antisempati oluşuyor bende. Okulda bi' öğretmen arkadaşım var mesela yeni evli ve sürekli olarak onun kayınvalide muhabbetini dinlemekten acayip sıkıldım. Kızcağızın yaşı oldukça genç olmasına rağmen "büyümüş de küçülmüş ev hanımı" havaları beni öldürüyor. Ah! Bi' de yüksek ses eklenince tamam. "Hıı hıı" diyerek gülümseyerek dinliyorum ama zaman nasıl geçiyor siz bir de bana sorun! Kızı çok seviyorum gerçekten ama sıkılıyorum bazen. Dedikodu yaptım resmen, oih!
  • Gelelim biz hanımları mutlu eden olaya; alışveriş! E yapıyorum tabii ki, hatta bi' ara bu nişandı, düğündü gibi saftirik etkinlikler yüzünden abiyeye yatırdım paramın büyük bi' kısmını ve tabii ki kuaföre.. Neyse ki 2. bi' emre kadar atlattık tüm bunları. Geçende çok beğendiğim bi' çanta vardı. Onu aldım. Aklımda duracağına artık elimde. Fotosonu yüklerim üşenmediğim bi' zaman aralığında. Ufak çaplı alışverişler yapmışım bu ara bak yazmaya elim bile varmadı.
  • Saçımı boyattım ki beeen! Fındık kabuğu- karamel arası bi' renk. Çok sevdim ben. Siyahtan sonra iyi geldi. Bi' süre kullanmayı düşünüyorum, değişiklik iyidir.
  • Celda 211 diye bi' film izleyecektim, başladım, yarım kaldı falan filan.. İzlenecekler arasında ilk sırada bulunuyor.
  • Konserdi falandı filandı geziyorum bu ara.
  • Bu yazıyı yazarken türlü iş yaptım. Uzun oldu evet, yazması da okuması kadar sıkıcı olabiliyor bazı yazıların. Ama çok sevgili  "Altın Olan Herşey Parlamaz" sahibesinin verdiği gazla sorulara cevap niteliğindeki yazımı tamamladım.Oih!
  • Uyumak lazım. Yazarım yine...
  • Hadi bi' tık öyleyse...

2 Nisan 2010 Cuma

Sanrı:








Değişim:
 Eskisi gibi yazabileceğimi seziyorum! Oysa güçlüdür kalemim! 

21 Mart 2010 Pazar

Ben bugün;

Bi' kenti arkamda bırakıp gittim bugün! Bugün olmayacak bahanelerle kendimi avuttum! Durdum, düşündüm. Konuşmadım, dinler gibi yaptım! Kendimi sorguladım! Sarı duvarları bir bir yıktım bugün! Bugün içimdekine var gücümle sarıldım! Sonra bi' yamaçtan süzüldüm, rüzgar okşadı yüzümü, denize dokundu ellerim. Taş bile sektirdim. Sonra tüm hüzünlerimi Marmara'nın puslu sularına bırakıverdim. 
Güneş ve Rüzgar çok şımardılar bugün! Önce Rüzgar itekledi beni, sonra Güneş ısırdı! Hasta olmasam bari üzüntüden!

Hadi bi' tık!

29 Ocak 2010 Cuma

Wuuu! Soğuk esti!

 
Bu fotoğrafın adı "yarattığım boşluk"tur. Bilmem anlatabildim mi?