hayalistan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayalistan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Mart 2012 Çarşamba

Doo-dloo-doo-doo-doo Doo-dloo-doo


Gene Kelly'e Singin' in the Rain filmindeki o muhteşem dans sahnelerinde kim eşlik etti sanıyosunuz?
Ttttabii ki ben! Tık!

21 Mart 2011 Pazartesi

Jelibon'dan piramitlerim var ki benim! Oih!

Cümlenin orta yerine oturdum. "Nerede buranın öznesiiiiiii?" diye bağırdım. Tam 2.ye ağzımı açıyordum ki karşı sol kapıdan beyaz tombul bi' "Ö" harfi koşarak geldi. "Geldim, beni mi çağırdınız?" dedi. "Hıhım evet, otursana, canım çok sıkılıyor. Birlikte zaman geçirelim." dedim. "Ö"nün noktaları yükseldi yükseldiiii yükseldiiiiiii, "Ö"nün "O"su genişledi genişlediii genişlediiii; anladım ki sevindi, memnun oldu, gülümsüyor! Birlikte Tom Waits dinledik. Hepsi  bu!

24 Ocak 2011 Pazartesi

Paralel Evren Maceralarım Volume-1:

Reenkarnasyona inanmıyorum ama şu ihtimallere çok gülerim:
1. Önceki yaşantımda fil sürücüsü-filci, elephant driver- olduysam, muhtemelen ebatlarım şimdikinden büyük ve erkektim. Esmer ve yakışıklıydım. Uzun kirpiklerim, atletik bi' vücudum vardı. Fil tepesinden düşerek can vermiş olabilitem de yüksek üstelik. Üzücü tabii bu! 
2. Texas'ta kasabanın en güzel kızı olmuş olma ihtimalim de mevcut; şerifin aşık olduğu, kasabanın en cesur ve yakışıklı kovboyunun gönül verdiği balköpüğü saçlı, kabarık elbiseli güzel hatundum bence. Muhtemelen ben de bu genç ve yakışıklı kovboyu seviyordum. Küçük Ev'deki gibi, kasabadan uzaklaşarak evlenip 2 kız, bir de turuncu bi' erkek çocuğu doğurmuş olabilirim. Önce dedeyi kaybedip, ardından kahırdan ölmüş olmam çok olası!
3. Dinazorlar devrinde mağarasında minik bi' "otobur dino" besleyen o şirin kız çocuğu da ben olmalıyım. Etçil devasalardan kaçan! Büyüyünce başıma neler geldi bilemiyorum, bu hayali genişletmeliyim!
 Bu yazının ardı arkası gelecektir.Şu an kıımızı bi' tomofile binip bi' yere kadar gidip gelmem zaruri. Ugh!
Tık!

15 Haziran 2010 Salı

Sayıklamalar ...

Ne çabuk alışıyorum insanlara ben; hele de çok sevdiysem, onlardan ayrılmak beni üzüyor. İş arkadaşlarımı çok seviyorum. "Güzel insanlarla karşılaşmak" bu önemli ve şimdiye dek çok mükemmel insanlar tanıdım. Mutluyum. Bu aralar okulun son günleri malum. Herşey hazır, karneler mesela. Çocuklar devamsızlıklarını kullanıyorlar. Son dakikaya bırakmadan işlerimi hallettim bu dönem. Çok şaşırdım kendime... Neyse... Şu son bi'kaç gündür 1 sene boyunca birlikte çalıştığım insanların yeni yeni huylarını keşfettim ve tanıdıkça mutlu oldum. Seviyor ve seviliyorum. Bunu hissetmek şüphesiz mükemmel!
Her gün deniz görmek de bi' ayrıcalık bence insan hayatında; hele de kokusunu duyuyorsan... Biri bugün bi' İzmir sayıkladı; kafamda tam olarak 141 tane "?" belirdi. Durdum bi' düşündüm. "Neyse, akşama düşünürüm"dedim. Akşam oldu ama valla düşünesim yok benim. "Rüzgar nereye eserse oraya..." 
Bi' Cunda olayı vardı ertelenen; onu gerçekleştirmek aklımdaki tek şey şu aralar; ah hele sıcaklar da böyle basturmışken... Aklımdan dilime sıçradığında Cunda, yanımdakilere de hayal kurdurabiliyorum. Pembe deniz, kırmızı timsah olayı gibi değil bu sefer, bambaşka... Zaten hayaller de olmasa...
Dün arkadaşlarla birlikteydik, gülmekten sırtım ağrıdı mesela... Kareledik her anı. Gel gör ki akşam saatlerinde fotoğrafımı gören 2 arkadaşım: "n'oldu sanaaa?" tepkisini verdi evet kilo aldım ama aldığım 6 kg'ın 2kg'ını verdim. Kaldı 4kg! 2 haftaya bakar olay bende. Sabah ve akşam yürüyüşleriyle aynen fit hallerime dönebilirim. Rahatsız mıyım? Hayır değilim, verebileceğimi biliyorum çünkü. Balık gibi oldum, annem çok mutlu! :)
Balık tutma maceralarımdan bahsedeceğimi söylemiştim ya, onu bi' başka yazıya erteledim. Masal kitabı da sürpriz şimdilik. Anidir vuruşlarım; öldürmez ama! 
Ha unutmadan; yelpaze sezonunu açtım gitti! Yeni bi' yelpaze aldım, çok etnik, çok modern. Beğenenler, isteyenler oluyor. O kadar çok sevdim ki onu, "hediye ama bana" diye yalan söylemek zorunda kalıyorum. 1 tane vardı, e onu da ben aldım. Bunu da burada paylaşayım da vicdanım rahat olsun bari!
Durgunum, huzurluyum. Hadi bi' tık!

12 Mart 2010 Cuma

Gece Ay Şahit!


Kız gözlerini kocaman kocaman açarak sordu O'na: "Kahramanım olur musun?"
O kadar çok istemiş olmalı ki bunu, bunun hayalini kafasında o kadar çok canlandırmış olmalı ki farketmese de titreyen ellerini sezebildi O. Baktı şöyle bi' önce kızın ellerine, sonra  gözlerinin içine. Kız gözünü ayırmadan O'nu izliyordu. Ellerine baktığını gördü, titrediklerini farketti, ellerini sıkı sıkı yumdu. Gözünü O'ndan ayıramıyordu bi' an bile... O da sarsılmıştı. Derin bi' nefes aldı, dudaklarından önce gözleri gülümsedi O'nun ve "olurum" dedi. Sonra ayışığının dans ettiği dalgalara paralel, uzakta yanyana durmakta olan iki şezlonga yöneldiler. Artık kızın elleri O'nun avuçlarında titriyordu. O da kızın kalbini avuçlarında hissediyordu. Ritmler kenetlendi önce birbirine... Şezlonga uzandılar. Elleri bi' an olsun ayrılmıyordu... Kızın ağzını bıçak açmıyordu. O, kızın gözlerine bakarak "bi'şey söyle!" dedi. Kız gökyüzünden gözlerini ayırmayarak "bunu her sene 17 Temmuz'da tekrarlayalım mümkünse burada!" dedi. O, kızın elini "evet!" dercesine sıktı.
Aşk Tutulması vardı o gece denizin ve ayın eşliğinde....
- Daha güzel bi' şarkı bulamazdım. Hadi bi' tık-

9 Mart 2010 Salı

"Kısmetse gelir Yemen'den, kısmet değilse ne gelir elden!"



Uzunca düşündüm; ne yazsam, nasıl başlasam bilemedim... Arada gözüm fotoğraflarına da takılmadı değil...
George Clooney!
Olağanüstü adam! Dün arkadaşlar arasında sohbeti döndü. Kadın milletinin sadece %2'lik kısmı beğenmiyordur bence bu adamı da şaşarım... "Keşke yeryüzünde hiçbi' kadın beğenmese de bana kalsa" diyeceğim de o zaman da zorunluluktan gelmiş gibi olacak... George beni tanısa, başka kimseyi görmezdi ki gözü! Ben de ona bu şarkıyı söylerdim. 

"I love your personality
But I don't want our love on show
Sometimes I think it's insanity
Boy, the way you go.
With all of the girls on the corner
Oh baby, you're the latest trick
Oh, you seem to have their number
Look they're dancing still.
And I don't wanna dance
dance with you baby, no more
....."
George bana aşık olsa- ki bunu sözlüğe başlık olarak girsem, hangi "bkz"lar sıralanır tahmin edebiliyorum- amma da güzel olurdu yahu...
Sabah Como Gölü kıyısında yürüyüşe çıkardık. 179cm imiş kendisinin boyu, unutulacak önemsiz bilgiler kısmına beynimin bunu da yazdm az evvel. Çok şık dururuz biz yaaa... Sonra Josh Holloway'in eşini beğenmeyen hatunlar bize de burunlarını sokarlar lakin avuçlarını yalarlar. Çünkü Eva güzel hatun, yahu Eva'nın gözleri yeter. Sonra edecek laf bulamazlar tabii... Sonra ben George'u film çekimlerinde sette yalnız bırakmam ki... Kıskançlıktan değil haaa; sadece ayrı kalamadığımızdan- puhahahahahaha:) burada gülüneybıl- Yoksa ben George' a güvenirim yani bakmaz o, bilir ki Dünya'daki en tatlı hatuna zaten sahip, daha iyisi yok ki... Olsa da bilir ki "Eva bi'tane, başka Eva yok!" Hatta George bana daha fazla zaman ayırmak için sinemayı bıraksa İbiza'da bi' Tekel Bayii açsak biz, sonra ben öğlenleri ona sefer tasında yemek götürsem, 3 tane de oğlumuz olsa,.... olsa da olsa ... hahahahahaaaaa :)


Not: Bu notu bu yazıyı yazdıktan yaklaşık bi' 45 dk sonra yazıyorum. Epeydir okumuyordum blogları ve Zeko'yu okudum, çoook etkilendim ve dedim ki "çoklara sahip olabileceğim halde, elimdeki azla yetinmeyi hep çok iyi başardım, bu yüzden kalıcı değil kırgınlıklarım, mutsuzluklarım, bu yüzden umutsuz hiç olmadım!" Oih! Okuyun bence, ağızda kalan tat mükemmel!